Kavanozda Beyin

Bilişsel Bilim

Cognitive Science

Tercüme - Neredeyim? - Danniel Dennett - Bölüm 1

Google
 
Web www.bilissel.net

Neredeyim?

Danniel C. Dennett

Artık Bilgi Özgürlüğü Yasasına göre bir sakıncası kalmadığı için, uzun süredir gizlediğim ve sadece akıl felsefesi, yapay zeka ve sinirbilim konusunda araştırma yapanların ilgisni çekecek bir sırrımı açıklayabilirim.

Yıllar önce Pentagon yetkilileri bana gelerek çok gizli ve tehlikeli bir görev için gönüllü olmamı istediler. NASA ve Howard Huges'un da katkısı ile Savunma Bakanlığı, Süpersonik Tünel Yeraltı Aracını(Sü-T-Y-Ay) geliştirmek için milyarlar harcıyordu. Bu araç dünyanın merkezini büyük bir hızla geçecek ve bir Pentagon yetkilisinin deyimi ile, 'Kızılların füze silolarının tam göbeğine' özel yapılmış bir nükleer savaş başlığı atacaktı.

Fakat bir sorun vardı. İlk testlerde Tulsa, Oklohama'da toprağın bir mil kadar altına bu başlığı yerleştirmeyi başarmışlardı ama şimdi benden onu geri getirmemi istiyorlardı. 'Neden ben?' diye sordum. Görev beyin araştırmaları konusunda öncü bazı uygulamalar gerektiriyormuş da, benim de bu konuya ilgimi biliyorlarmış da, aynı zamanda merakımı vede cesaretimi filan falan... Yanii, nasıl reddedebilirdim? Pentagon'u kapıma getiren sorun aslında şuydu: Geri getirmem gereken bu cihaz çok farklı bir radyasyon yayıyordu. Yapılan ölçümlere göre cihazın içindeki bazı maddeler yerin derinliklerindeki diğer bazı maddeler ile etkileşime girmiş ve beyindeki bazı dokulara ciddi zararlar verebilecek bir radyasyon yaymaya başlamışlardı. Vücudun diğer organlarına hiçbir zararı olmayan bu ölümcül ışımadan beyin dokularını korumanın bir yolu da yoktu. Dolayısı ile cihazı almaya gidecek kişinin beynini yanına almaması gerekiyordu. Beynim bir ameliyatla çıkarılacak ve görevini radyo bağlantısı yardımı ile yerine getirebileceği güvenli bir yerde tutulacaktı. Acaba, beynimin çıkarılıp Huston'daki İnsanlı Uzay Araçları Merkezindeki bir yaşam destek ünitesine koymalarına izin verir miydim? Beynimden çıkan her sinir, ameliyat sırasında kesilecek ve araya biri beyin tarafındaki sinir ucuna diğeri ise vücüduma giden taraftaki sinir ucuna olmak üzere birer mikrominyatür radyo alıcı/verici takılacaktı. Hiçbir bilgi kaybı olmayacak, tüm bağlantılar yerli yerinde olacak, beynim vücüduma eskisi gibi kumanda edebilecekti. Önce biraz tedirgin oldum. Acaba bu çalışır mıydı? Hustondaki beyin cerrahları bana cesaret verdi. 'Bunu sadece sinirlerinin biraz uzatılması olarak düşün' dediler. 'Beynin kafatasının içinde bir iki santim yer değiştirse bu senin aklını ne değiştirir ne de eksiltir. Biz sadece bu sinirlerin arasına radyo bağlantıları koyup onları istediğimiz kadar uzatacağız.'

Houston'daki yaşam destek laboratuarını gezip eğer kabul edersem beynimin içine konacağı kavanozu gördüm. Bu işi yapacak olan uzman nörologlar, hematologlar, biofizikçiler ve elektrik mühendisleri ile tanıştım ve günler süren tartışmalar ve sunumlardan sonra bu denemeyi yapmaya karar verdim. Bir sürü taramalar, kan testleri, mülakatlar filan yaptılar. Özgeçmişimi detayları ile kaydettiler, inaçlarımın, beklentilerimin, korkularımın ve hoşuma giden şeylerin tam bir listesini çıkardılar. En sevdiğim plakların bile bir dökümünü yaptılar ve bana psikanaliz konusunda hızlandırılmış bir kurs verdiler. Sonunda ameliyat günü geldi çattı. Tabii ki anestezi altındaydım ve ameliyat hakkında hiçbirşey hatırlamıyorum. Ayıldığımda gözlerimi açtım, etrafıma baktım ve kaçınılmaz, geleneksel ve biraz bayatlamış, ameliyat sonrası sorusunu sordum: 'Neredeyim?' Hemşire gülümseyerek bana baktı, 'Houston'dasınız' dedi ve bir an bunun öyle yada böyle doğru olduğunu düşündüm. Bana bir ayna verdi. Haliyle, kafamdan titanyum uçları çıkan ufak antenler vardı. 'Sanırım ameliyat başarılı geçmiş' dedim. 'Beynimi görebilir miyim?' Biraz başım dönüyordu. Beni uzun bir koridorun sonundaki yaşam destek laboraturarına götürdüler. Orada bekleyen destek ekibinden büyük bir alkış yükseldi ve ben de onları neşeyle selamladım. Başım hala biraz döndüğü için koluma girip beni yaşam destek birimin önüne getirdiler. Camdan içeri baktım. Orada, biraya benzer bir sıvının içinde, devrelerle, çiplerle, plastik borularla, elektrodlarla ve diğer ıvır zıvırla çevrelenmiş olmasına rağmen rahatça tanınabilir halde bir insan beyni vardı. 'Bu benim mi?' diye sordum. 'Kavanozun diğer tarafındaki yayın düğmesine basın ve kendiniz görün' diye yanıtladı proje yöneticisi. Düğmeyi KAPALI konumuna getirdim ve bir anda bir patates çuvalı gibi oradaki teknisyenlerden birinin kucağına yığıldım. Hemen düğmeyi AÇIK konumuna getirdiler. Dengemi ve sukunetimi kazanmaya çalışırken kendi kendime şöyle düşündüm : 'Evet, burada bir sandalyede oturmuş, bir camın arkasındaki beynime bakıyorum...' Ama bir dakika. Aslında şöyle demem gerekmiyor mu? 'Burada heryerinden baloncuklar çıkan bir sıvının içinde duruyorum ve kendi gözlerim bana bakıyor.' Bu son düşünceyi tekrar değerlendirdim. Bunu kavanozun içine, orada duran beynimle düşündüğümü algılamak istedimse de başaramadım. Tekrar denedim. 'Ben, Daniel Dennett, burada baloncuklar olan bir sıvının içinde kendi gözlerim tarafından izleniyorum.' Hayır, bir türlü olmuyordu. Çok garip ve kafa karıştırıcı. Tüm düşüncelerin beyinde olduğuna candan inanan, fizikalist görüşün önde gelen savunucusu filozoflardan biri olan ben 'neredeyim?' diye düşündüğümde, bu düşünce bana burada, kavanozun dışında, benim, Dennett'in durduğu ve beynime baktığı yerde oluşuyor gibi geliyordu.

Kendimi kavanozun içinde düşünmeyi tekrar denedim ama fayda etmedi. Bazı düşünsel denemeler yaparak bunu başarmaya çalıştım. Kendi kendime ard arda beş kere ve hızlı hızlı 'Güneş orada parlıyor' dedim ve her seferinde değişik bir yer düşündüm, laboratuarın güneş ışığı alan bir köşesi, hastanenin ön bahçesi, Houston, Mars, Jüpiter. Zihnimde bütün bu mesafeleri kolayca katedip 'oraya' varırken bir sorun yaşamadım. Evrenin en uzak köşelerindeki 'oraya' bir anda gidip sonra başka bir 'oraya' hiçbir sorun yaşamadan varabiliyordum. 'burada, Houston'da' ile bir sorunum yoktu, 'burada, laboratuarda' ile de ve hatta 'burada, laboraturaın bu bölgesinde' ile de. Ama 'burada, kavanozun içinde' nedense olmaması gereken bir düşünce gibiydi. Bunları düşünürken gözlerimi kapamayı denedim. Bu biraz yardımcı oldu ama gene de kısa bir an dışında bunu başaramadım. 'Burası'nı düşündüğümde 'burası' ile nereyi kastettiğimi nasıl bilebilirdim? Aslında bir yeri kastettiğim halde başka bir yeri nasıl düşünebilirdim. Bütün bu durumun, bir birey ve onun zihinsel yaşamı konusunda beyin bilimcilerin ve filozofların, fizikalistlerin ve davranışçıların tüm didiklemelerine direnen bazı bağları koparmadan nasıl açıklanacağını bilemiyordum. Belki de 'burası' ile neyi anladığım konusunda asla düzgün bir fikrim olmayacaktı. İçinde bulunduğum bu durumda ya sistematik olarak yanlış düşünmenin verdiği akıl alışkanlıklarının etkisi ile lanetlenmiş kalacak ya da bir bireyin nerede olduğunun (ve dolayısı ile düşüncelerinin anlamsal bir analiz için nerede olduğunun) ruhun fiziksel yaşam alanı olan beyinin nerede olduğuna bağlı olmadığını kabul etmek zorunda kalacaktım. Kafam karışık bir halde, filozofların çok sevdiği bir yöntemi kullanarak yolumu bulmaya çalıştım. Bunun için önce nesnelere isimler vermeye başladım.

Devamı için tıklayınız

Bilişsel Bilim Sitesi. Katkıda bulunmak isterseniz editorbilissel.net adresine yazabilirsiniz.