Kavanozda Beyin

Bilişsel Bilim

Cognitive Science

Tercüme - Neredeyim? - Danniel Dennett - Bölüm 2

Google
 
Web www.bilissel.net

Neredeyim? Bölüm 2. (Bölüm 1 için tıklayınız)

Danniel C. Dennett

Beynime yüksek sesle "Yorick" dedim "sen benim beynimsin. Ve şuradaki sandalyele oturmuş olan vücudumun kalanı, sana da 'Hamlet' ismini veriyorum." Evet, şimdi hepimiz buradayız, beynim Yorick, vücudum Hamlet ve ben Dennett. Şimdi, ben neredeyim? Ve nerede olduğumu düşündüğümde, bu düşünce nerede simgeleniyor. Acaba kavanozun içinde yüzen beynimde mi yada bana göründüğü gibi iki kulağımın arasında bir yerlerde mi? Yada hiçbir yerde mi? Bu düşüncenin zamandaki konumu bana hiçbir sorun yaratmıyor, ama acaba uzayda da bir konumu olmamalı mı? Seçeneklerimin bir listesini yapmaya başladım.

1. Hamlet nereye giderse, Dennett oraya gider. Bu seçeneğin doğru olmadığı, felsefecilerin çok sevdiği beyin nakli düşünce deneyleri ile kolaylıkla anlaşılabilir. Eğer Tom ve Dick beyinlerini değiş tokuş etseler o zaman Tom Dick'in eski vücudundaki kişi olur. Bunu görmek için ona sadece sormanız yeterli, Tom olduğunu söyleyecek ve Tom'un hayatındaki en özel detayları size söyleyebilecektir. Yani ben ve vücudum birbirimizden ayrılabiliriz ama beynimden ayrılmam pek mümkün görünmüyor. Bu tür beyin nakli düşünce deneylerinden çıkan diğer bir temel öğreti de, bu tür operasyonlarda insanların alıcı değil verici olmak isteyecekleridir. Aslında bu operasyonlara vücut nakli demek daha iyi olur. O zaman acaba doğrusu,

Daniel Dennett - Filozof

2. Yorick nereye giderse, Dennett oraya gider. Bu da pek çekici değil aslında. Nasıl olur da açıkça burada kavanozun dışında ve suçluluk içinde öğle yemeği için odama dönme planları yaparken, kavanozda kısıllı kalmış ve hiçbir yere gidemeyen biri olabilirim? Bu soru biraz daha üzerinde düşünülmeyi hakediyor. Önsezimden biraz destek alabilmek için, Locke'un hoşuna gidebilecek kriminal bir senaryo düşündüm.

Varsayalım dedim kendi kendime, şimdi bir uçağa atlayıp Kaliforniya'ya gitsem, bir banka soysam ve yakalansam. Acaba hangi eyalette yargılanmam gerekir: Soygunun gerçekleştiği Kaliforniya'da mı yoksa beynimin yeni elbisesinin bulunduğu Teksas'ta mı? Acaba ben beyni-eyalet-dışında bir Kaliforniyalı suçlu mu olurum yoksa uzaktan kumanda ike Kaliforniya'da ortalığı karıştıran Teksaslı bir suçlu mu? Belki de bu sorunun karar verilemezliği sayesinde yakayı kurtarırım, belki de bunun eyaletler-arası, federal bir suç olduğuna karar verilir. Her durumda, varsayalım ki hüküm giydim. Acaba Kaliforniya, Yorick Teksasta kavanozunda iyi bir yaşam sürüyor iken Hamlet'i demir parmakklıklar arkasına koymak ile tatmin olacak mı? Yada Teksas, Hamlet bir sonraki gemi ile Rio'ya giderken, Yorick'i hapis edecek mi? Bu seçenek bana akla yakın geldi. Ölüm cezası veya ona benzer acımasız ve alışılmadık bir ceza veremeyeceğine göre devlet Yorick'in yaşam destek ünitesini çalışır tutmak zorunda kalacaktı. Onu Houston'dan Leavenworth'a gönderseler bile, ben bu konuyu hiç takmayacak ve kendimi özgür bir adam sayacaktım. Yani devlet birini hapse atmaktan bir fayda umuyorsa, sadece Yorick'i hapse atmakla bana birşey yapamayacaktı. Bu da doğru ise, üçüncü bir seçenekte aramak gerekiyor çözümü

3. Dennet kendini nerede sanıyorsa oradadır. Genellemek gerekirse, bu şöyle bir sav: Verilen bir anda, bir insanın bir bakış açısı vardır ve bu bakış açısının (bakış açısının içeriği ile içsel olarak belirlenen) yeri aynı zamanda o insanın da bulunduğu yerdir.

Bu sav da dertleri olmayan bir sav değil ama bana doğru yolda atılmış bir adım gibi göründü. Tek sorunu insanı yer konusunda yazı-ben kazanırım/tura-sen kaybedersin şekinde bir çıkmaza sürüklemesi. Daha önce nerede olduğum konusunda sık sık yanılmadım mı yada en azından tereddüte düşmedim mi? Bir kişi kaybolamaz mı? Mutlaka kaybolur, ve coğrafi olarak kaybolmak, kaybolmanın tek yolu değil. İnsan ormanda kaybolsa en azından kendisinin nedere olduğunu bilmenin tesellisini yaşayabilir: kişi burada, kendi vücudunun tanıdık sınırları içindedir. Büyük ihtimalle bu şartlarda, bu durum insanın müteşekkir olmasına yetecek kadar dikkat çekici olmaz. Ama çok daha kötü durumlar hayal edilebilir ve ben şu anda böyle kötü bir durumda olup olmadığımdan emin değilim.

Bakış açısı, bireyin bulunduğu yer ile ilgili ama gene de çok net olmayan bir kavram. Bir kişinin bakış açışının içeriğinin o kişinin inanç ve düşüncelerinin içeriğiile aynı olmadığı ve bunlar tarafından belirlenmediği açıktır. Örneğin, gözünün önünden geçen Cinerama 'roller coaster' görüntüleri mesafe algısını yanılttığı için koltuğuna yapışmış ve çığlıklar atanlara ne demeli? Güvenli koltuklarında oturduklarını unutuyorlar mı? Burada, kişinin bakış açısında, görsel yanılgıya dayanan bir kayma yaşadığını söyleyebiliriz. Başka durumlarda ise, bu tür kaymaları bir algı yanılgısı diye adlandırmak istemiyorum. Tehlikeli maddelere insanlar tarafından yönetilen robot kolları ile dokunulan fabrika ve laboratuarlarda bakış açısındaki bu kayma, Cinerama'dakine göre çok daha belirgindir. Metal parmakları ile dokundukları kapların ve kayganlığını hissederler. Nerede olduklarını gayet iyi bilirler ve deneyimlerinin yarattığı yanlış inançlara kapılmazlar, fakat sanki baktıkları izolasyon odasının içinde gibidirler. Biraz gayretle, bakış açılarını sanki insanın gözü önünde duruşu değişen şeffaf bir Necar küpü veya Escher çizimi gibi, ileri geri kaydırabilirler. Ama bunu yaparken, kendilerini de ileri geri taşıdıklarını öne sürmek biraz abartılı olur.

Gene de bu örnekler bana ümit verdi. Tüm önsezilerime ters de olsa, kavanozun içinde isem, zamanla bu bakış açısını kabullenmek için kendimi eğitebilirdim. Kendimi kavanozumda konfor içinde yüzerken, dışarıdaki vücuduma emirler yağdırıyor bir halde hayal edebilirim. Bu işin zorluğunun veya kolaylığının, beynin gerçekte nerede olduğundan bağımsız olduğunu düşündüm. Ameliyattan önce yaptığımın aslında artık ikinci doğam olduğunu düşünebilirim. Aynı tromp l'oleil'i siz de yapabilirsiniz. Varsayalım ki Times'da yayınlanan kışkırtıcı bir yazı yazdınız ve Devlet bir süre için beyninizi Bethesda, Maryland'daki Tehlikeli Beyinler Kliniği'nde gözetim altına almaya karar verdi. Vücudunuz tabii ki hayatını kazanmak ve vergilerini ödemek üzere özgür bırakıldı. Şu anda da vücudunuz bir sınıfta, Daniel Dennett'in başından geçen benzer gariplikte bir olayı anlatışını izliyor. Deneyin. Kendinizi önce Bethesda'da düşünün ve sonra da uzaktaki, ama gene de size çok yakın görünen vücudunuza geri dönün. Nazik bir alkış için ellerinizi çırpmanızı ve kokteyl salonunda gerçekten hakedilmiş ufak bir içki öncesi öncesi vücudunuzu tuvalete götürmenizi bu uzaktan erişim düzeneğine (sizin mi? Yoksa Devletin mi? ) borçlusunuz. Hayal etmek güç olabilir ama hedefinize ulaşırsanız, sonuçları buna değebilir.

Her neyse, burada Houston'da kelimenin tam anlamı ile düşünceler arasında kaybolmuştum ama bu uzun sürmedi. Düşünce gezilerim, beni bu tehlikeli göreve göndermeden önce yeni sinir sistemi protezimi denemek isteyen Houston doktorları tarafından bölündü. Daha önce de dediğim gibi, (eski halimden pek de farklı olmadığını itiraf etmem gereken) bu yeni duruma alışmış olsam da, hala biraz başım dönüyordu. Balantılar yeterince iyi değildi ve hala bazı ufak koordinasyon sorunları vardı. Işığın hızı, her ne kadar yüksek olsa da sonuçta sınırlı idi ve beynim ile vücudum birbirinden uzaklaştıkça iletişimde oluşan gecikme, iletişimi aksatıyordu. Sanki telefonda kendi sesinin yankısını duyup kafası karışan biri gibiydim. Mesela, beynim ile vücudum birbirinden bir milden daha uzaksa hareket eden bir cismi gözlerimle takip edemiyordum. Pekçok durumda bu aksaklığım pek farkedilir değildi ama artık beyzbol oynarken biraz falsolu atılan bir topa düzgün vuramıyordum. Bazı teselliler de vardı tabii ki. Mesela, içki hala eskisi gibi lezzetli olmasına ve içerken boğazımı ısıtmasına rağmen, yakın arkdaşlarımın şaşkın bakışları altında hiç sarhoş olmadan istediğim kadar içebiliyordum (ama sarhoşluk numarasını geneldeki garip ruh halimi gizlemek için zaman zaman kullandığımı itiraf etmeliyim). Aynı nedenlerle, bilek burkulması için ağızdan aspirin almama rağmen, baş ağrısı için Houston'a telefon edip, kavanoza biraz ağrı kesici enjekte etmelerini rica etmem gerekiyordu. Hastalık günlerimde, telefon faturası oldukça kabarıyordu.

Neyse, maceramıza geri dönelim. Sonunda doktorlar yeraltındaki görevime hazır olduğuma karar verdiler. Beynimi Houston'da bıraktım ve bir helikopter ile Tulsa'ya gittim. Yani, en azından bana öyle göründü. Yani, insanın içinden durumu böyle tanımlamak geliyor. Yolculuk boyunca konuyu tekrar düşündüm ve ameliyat sonrası yaptığım düşünce gezilerinin yaşadığım paniğin bir sonucu olduğuna karar verdim. Durum sandığım kadar garip veya metafizik değildi. Neredeydim? Tabii ki her iki yer de, hem kavanozun içinde hem de dışında. Nasıl bir kişi bir ayağı Connecticut'ta iken diğeri ile Rhode Island'da olabilirse ben de her iki yerdeydim. Hakkında hep birşeyler duyduğumuz şu bölünmüş kişilerden biri olmuştum. Düşündükçe, cevap bana bariz şekilde doğru görünmeye başladı. Felsefi bir sorunun başına gelebilecek üzücü ama pek de sıradışı olmayan bir son. Bu cevap beni tam tatmin etmiyordu tabii. Cevabı belirsiz bir soru hala kafamı kurcalıyordu. Bu soru "acaba çeşitli parçalarım nerede?" veya "şu anki bakış açım nedir?" değildi. Tulsa'da yeraltına, nükleer bir savaş başlığı için inenin bir bakıma ben olduğu, sadece benim çoğum olmadığı yadınamaz bir gerçek gibi geliyordu bana.

Devamı için tıklayınız.

Bilişsel Bilim Sitesi. Katkıda bulunmak isterseniz editorbilissel.net adresine yazabilirsiniz.