|
Beynime yüksek sesle "Yorick" dedim
"sen benim beynimsin. Ve şuradaki sandalyele oturmuş olan
vücudumun kalanı, sana da 'Hamlet' ismini veriyorum." Evet,
şimdi hepimiz buradayız, beynim Yorick, vücudum Hamlet ve
ben Dennett. Şimdi, ben neredeyim? Ve nerede olduğumu
düşündüğümde, bu düşünce nerede simgeleniyor. Acaba kavanozun
içinde yüzen beynimde mi yada bana göründüğü gibi iki
kulağımın arasında bir yerlerde mi? Yada hiçbir yerde mi?
Bu düşüncenin zamandaki konumu bana hiçbir sorun yaratmıyor,
ama acaba uzayda da bir konumu olmamalı mı? Seçeneklerimin
bir listesini yapmaya başladım.
1. Hamlet nereye giderse, Dennett
oraya gider. Bu seçeneğin doğru olmadığı, felsefecilerin çok
sevdiği beyin nakli düşünce deneyleri ile kolaylıkla anlaşılabilir.
Eğer Tom ve Dick beyinlerini değiş tokuş etseler o zaman Tom
Dick'in eski vücudundaki kişi olur. Bunu görmek için ona sadece
sormanız yeterli, Tom olduğunu söyleyecek ve Tom'un hayatındaki
en özel detayları size söyleyebilecektir. Yani ben ve vücudum
birbirimizden ayrılabiliriz ama beynimden ayrılmam pek mümkün
görünmüyor. Bu tür beyin nakli düşünce deneylerinden çıkan
diğer bir temel öğreti de, bu tür operasyonlarda insanların
alıcı değil verici olmak isteyecekleridir. Aslında bu operasyonlara
vücut nakli demek daha iyi olur. O zaman acaba doğrusu,
|
 |
2. Yorick nereye giderse, Dennett oraya gider.
Bu da pek çekici değil aslında. Nasıl olur da açıkça burada kavanozun
dışında ve suçluluk içinde öğle yemeği için odama dönme planları
yaparken, kavanozda kısıllı kalmış ve hiçbir yere gidemeyen biri
olabilirim? Bu soru biraz daha üzerinde düşünülmeyi hakediyor. Önsezimden
biraz destek alabilmek için, Locke'un hoşuna gidebilecek kriminal
bir senaryo düşündüm.
Varsayalım dedim kendi kendime, şimdi bir uçağa
atlayıp Kaliforniya'ya gitsem, bir banka soysam ve yakalansam. Acaba
hangi eyalette yargılanmam gerekir: Soygunun gerçekleştiği Kaliforniya'da
mı yoksa beynimin yeni elbisesinin bulunduğu Teksas'ta mı? Acaba
ben beyni-eyalet-dışında bir Kaliforniyalı suçlu mu olurum yoksa
uzaktan kumanda ike Kaliforniya'da ortalığı karıştıran Teksaslı
bir suçlu mu? Belki de bu sorunun karar verilemezliği sayesinde
yakayı kurtarırım, belki de bunun eyaletler-arası, federal bir suç
olduğuna karar verilir. Her durumda, varsayalım ki hüküm giydim.
Acaba Kaliforniya, Yorick Teksasta kavanozunda iyi bir yaşam sürüyor
iken Hamlet'i demir parmakklıklar arkasına koymak ile tatmin olacak
mı? Yada Teksas, Hamlet bir sonraki gemi ile Rio'ya giderken, Yorick'i
hapis edecek mi? Bu seçenek bana akla yakın geldi. Ölüm cezası veya
ona benzer acımasız ve alışılmadık bir ceza veremeyeceğine göre
devlet Yorick'in yaşam destek ünitesini çalışır tutmak zorunda kalacaktı.
Onu Houston'dan Leavenworth'a gönderseler bile, ben bu konuyu hiç
takmayacak ve kendimi özgür bir adam sayacaktım. Yani devlet birini
hapse atmaktan bir fayda umuyorsa, sadece Yorick'i hapse atmakla
bana birşey yapamayacaktı. Bu da doğru ise, üçüncü bir seçenekte
aramak gerekiyor çözümü
3. Dennet kendini nerede sanıyorsa oradadır.
Genellemek gerekirse, bu şöyle bir sav: Verilen bir anda, bir insanın
bir bakış açısı vardır ve bu bakış açısının (bakış açısının
içeriği ile içsel olarak belirlenen) yeri aynı zamanda o insanın
da bulunduğu yerdir.
Bu sav da dertleri olmayan bir sav değil ama
bana doğru yolda atılmış bir adım gibi göründü. Tek sorunu insanı
yer konusunda yazı-ben kazanırım/tura-sen kaybedersin şekinde bir
çıkmaza sürüklemesi. Daha önce nerede olduğum konusunda sık sık
yanılmadım mı yada en azından tereddüte düşmedim mi? Bir kişi kaybolamaz
mı? Mutlaka kaybolur, ve coğrafi olarak kaybolmak, kaybolmanın tek
yolu değil. İnsan ormanda kaybolsa en azından kendisinin nedere
olduğunu bilmenin tesellisini yaşayabilir: kişi burada, kendi vücudunun
tanıdık sınırları içindedir. Büyük ihtimalle bu şartlarda, bu durum
insanın müteşekkir olmasına yetecek kadar dikkat çekici olmaz. Ama
çok daha kötü durumlar hayal edilebilir ve ben şu anda böyle kötü
bir durumda olup olmadığımdan emin değilim.
Bakış açısı, bireyin bulunduğu yer ile ilgili
ama gene de çok net olmayan bir kavram. Bir kişinin bakış açışının
içeriğinin o kişinin inanç ve düşüncelerinin içeriğiile aynı olmadığı
ve bunlar tarafından belirlenmediği açıktır. Örneğin, gözünün önünden
geçen Cinerama 'roller coaster' görüntüleri mesafe algısını yanılttığı
için koltuğuna yapışmış ve çığlıklar atanlara ne demeli? Güvenli
koltuklarında oturduklarını unutuyorlar mı? Burada, kişinin bakış
açısında, görsel yanılgıya dayanan bir kayma yaşadığını söyleyebiliriz.
Başka durumlarda ise, bu tür kaymaları bir algı yanılgısı diye adlandırmak
istemiyorum. Tehlikeli maddelere insanlar tarafından yönetilen robot
kolları ile dokunulan fabrika ve laboratuarlarda bakış açısındaki
bu kayma, Cinerama'dakine göre çok daha belirgindir. Metal parmakları
ile dokundukları kapların ve kayganlığını hissederler. Nerede olduklarını
gayet iyi bilirler ve deneyimlerinin yarattığı yanlış inançlara
kapılmazlar, fakat sanki baktıkları izolasyon odasının içinde gibidirler.
Biraz gayretle, bakış açılarını sanki insanın gözü önünde duruşu
değişen şeffaf bir Necar küpü veya Escher çizimi gibi, ileri geri
kaydırabilirler. Ama bunu yaparken, kendilerini de ileri
geri taşıdıklarını öne sürmek biraz abartılı olur.
Gene de bu örnekler bana ümit verdi. Tüm önsezilerime
ters de olsa, kavanozun içinde isem, zamanla bu bakış açısını kabullenmek
için kendimi eğitebilirdim. Kendimi kavanozumda konfor içinde yüzerken,
dışarıdaki vücuduma emirler yağdırıyor bir halde hayal edebilirim.
Bu işin zorluğunun veya kolaylığının, beynin gerçekte nerede olduğundan
bağımsız olduğunu düşündüm. Ameliyattan önce yaptığımın aslında
artık ikinci doğam olduğunu düşünebilirim. Aynı tromp l'oleil'i
siz de yapabilirsiniz. Varsayalım ki Times'da yayınlanan kışkırtıcı
bir yazı yazdınız ve Devlet bir süre için beyninizi Bethesda, Maryland'daki
Tehlikeli Beyinler Kliniği'nde gözetim altına almaya karar verdi.
Vücudunuz tabii ki hayatını kazanmak ve vergilerini ödemek üzere
özgür bırakıldı. Şu anda da vücudunuz bir sınıfta, Daniel Dennett'in
başından geçen benzer gariplikte bir olayı anlatışını izliyor. Deneyin.
Kendinizi önce Bethesda'da düşünün ve sonra da uzaktaki, ama gene
de size çok yakın görünen vücudunuza geri dönün. Nazik bir alkış
için ellerinizi çırpmanızı ve kokteyl salonunda gerçekten hakedilmiş
ufak bir içki öncesi öncesi vücudunuzu tuvalete götürmenizi bu uzaktan
erişim düzeneğine (sizin mi? Yoksa Devletin mi? ) borçlusunuz. Hayal
etmek güç olabilir ama hedefinize ulaşırsanız, sonuçları buna değebilir.
Her neyse, burada Houston'da kelimenin tam
anlamı ile düşünceler arasında kaybolmuştum ama bu uzun sürmedi.
Düşünce gezilerim, beni bu tehlikeli göreve göndermeden önce yeni
sinir sistemi protezimi denemek isteyen Houston doktorları tarafından
bölündü. Daha önce de dediğim gibi, (eski halimden pek de farklı
olmadığını itiraf etmem gereken) bu yeni duruma alışmış olsam da,
hala biraz başım dönüyordu. Balantılar yeterince iyi değildi ve
hala bazı ufak koordinasyon sorunları vardı. Işığın hızı, her ne
kadar yüksek olsa da sonuçta sınırlı idi ve beynim ile vücudum birbirinden
uzaklaştıkça iletişimde oluşan gecikme, iletişimi aksatıyordu. Sanki
telefonda kendi sesinin yankısını duyup kafası karışan biri gibiydim.
Mesela, beynim ile vücudum birbirinden bir milden daha uzaksa hareket
eden bir cismi gözlerimle takip edemiyordum. Pekçok durumda bu aksaklığım
pek farkedilir değildi ama artık beyzbol oynarken biraz falsolu
atılan bir topa düzgün vuramıyordum. Bazı teselliler de vardı tabii
ki. Mesela, içki hala eskisi gibi lezzetli olmasına ve içerken boğazımı
ısıtmasına rağmen, yakın arkdaşlarımın şaşkın bakışları altında
hiç sarhoş olmadan istediğim kadar içebiliyordum (ama sarhoşluk
numarasını geneldeki garip ruh halimi gizlemek için zaman zaman
kullandığımı itiraf etmeliyim). Aynı nedenlerle, bilek burkulması
için ağızdan aspirin almama rağmen, baş ağrısı için Houston'a telefon
edip, kavanoza biraz ağrı kesici enjekte etmelerini rica etmem gerekiyordu.
Hastalık günlerimde, telefon faturası oldukça kabarıyordu.
Neyse, maceramıza geri dönelim. Sonunda doktorlar
yeraltındaki görevime hazır olduğuma karar verdiler. Beynimi Houston'da
bıraktım ve bir helikopter ile Tulsa'ya gittim. Yani, en azından
bana öyle göründü. Yani, insanın içinden durumu böyle tanımlamak
geliyor. Yolculuk boyunca konuyu tekrar düşündüm ve ameliyat sonrası
yaptığım düşünce gezilerinin yaşadığım paniğin bir sonucu olduğuna
karar verdim. Durum sandığım kadar garip veya metafizik değildi.
Neredeydim? Tabii ki her iki yer de, hem kavanozun içinde hem de
dışında. Nasıl bir kişi bir ayağı Connecticut'ta iken diğeri ile
Rhode Island'da olabilirse ben de her iki yerdeydim. Hakkında hep
birşeyler duyduğumuz şu bölünmüş kişilerden biri olmuştum. Düşündükçe,
cevap bana bariz şekilde doğru görünmeye başladı. Felsefi bir sorunun
başına gelebilecek üzücü ama pek de sıradışı olmayan bir son. Bu
cevap beni tam tatmin etmiyordu tabii. Cevabı belirsiz bir soru
hala kafamı kurcalıyordu. Bu soru "acaba çeşitli parçalarım nerede?"
veya "şu anki bakış açım nedir?" değildi. Tulsa'da yeraltına, nükleer
bir savaş başlığı için inenin bir bakıma ben olduğu, sadece
benim çoğum olmadığı yadınamaz bir gerçek gibi geliyordu
bana.
Devamı için
tıklayınız.
|