|
Savaş başlığını bulduğumda beynimi
yanıma almadığıma gerçekten memnun oldum çünkü yanımda getirdiğim
Geiger sayacının ibresi deliye dönmüştü. Normal telsizim ile
Houston'u aradım ve operasyon kontrol merkezine durumum ve
gelişmeler hakkında bilgi verdim. Onlar da bana, yaptığım
gözlemler ışığında bu savaş bağlığını nasıl etkisiz hale getireceğim
konusunda bilgi verdiler. Tam kaynak cihazım ile çalışmaya
başlayacaktım ki başıma korkunç birşey geldi. Aniden duvar gibi sağır
olmuştum. Önce sadece kulaklıklarım bozuldu sandım ama kaskıma
elimle vurduğumda da birşey duymadım. Belli ki ses duyusu
bağlantıları bozulmuştu. Artık Houston'u yada kendi sesimi
duyamıyordum ama konuşabilirdim ve onlara neler olduğunu anlatmaya
koyuldum. Tam cümlemin ortasında bir sorunum daha olduğunu
farkettim. Ses tellerim felç olmuştu. Sonra sağ elim hissizleşti
- bir verici daha bozulmuştu. Gerçekten de büyük bir sorunum
vardı. Ama daha kötüsünün de başıma gelmesi yakındı. Bir iki
dakika sonra kör oldum. Şansıma sövdüm, bir de beni bu işe
bulaştıran bilim adamlarına. Burada Tulsa'da toprağın kilometrelerce
altında radyoaktif bir delikte kör, sağır ve dilsiz kalmıştım.
Sonunda beyin bağlantılarımın sonuncusu da bozuldu ve birden
daha farklı ve daha şaşırtıcı bir sorun ile karşı karşıya
kaldım: az önce Oklohama'da canlı canlı gömülmüş iken şimdi
Houston'da vücutsuz kalmıştım. Durumumun farkına varmam biraz
zaman aldı. Zavallı vücudumun kilometrelerce uzakta, kalbi
atar ve hala nefes alır bir halde ama bunun dışında bir kalp
donörü kadar ölü bir halde, kafatasının içinde işe yaramaz
bir sürü elektronik ıvır zıvır ile yattığını anlamam için
dehşet dolu birkaç dakika geçmesi gerekti. Daha önce bana
imkansız gibi gelen bu bakış açısı kayması şimdi oldukça doğal
bir şekilde olmuştu. Kendimi, Tulsa'daki delikteki vücudumün
içinde düşünmek biraz çaba ile mümkün olsa da, bu yanılsamayı
sürdürmekte zorlanıyordum. Oklahama'da olduğumu düşünmek tabii
ki bir yanılsama idi. O vücut ile tüm bağlantım kopmuştu.
O anda, kuşku ile yaklaşılması gereken
aydınlanma anlarından birini yaşadım. Fizikalist prensiplere
ve varsayımlara dayanan bir şekilde ruhun maddesel olmadığının
etkileyici bir gösterimi ile karşı karşıyaydım. Tulsa ve Houston
arasındaki son radyo sinyali de koptuğunda, ben Tulsa'da Houston'a
ışık hızında gitmemiş miydim? Ve bunu kütlemde herhangi bir
artış olmadan yapmamış mıydım? A'dan B'ye bu hızda giden şey
kuşkusuz ki bendim, yada ruhum veya aklımdı - benliğimin ve
bilincimin kütlesiz merkezi. Bakış açım ise biraz geride kalmıştı
ama bu da benim kişinin bakış açısının dolaylı yönünün farkına
varmamı sağladı. Bunun ile fizikalist bir filozofun, benlik
hakkındaki tüm söylemleri bir yana bırakmadan nasıl baş edeceğini
bilemiyordum. Ama bu 'ben olma' hali insanın o kadar içine
işlemiş ki bunun inkarı bana ilginç bir şekilde akıl almaz,
aynı zamanda Kartezyen olumsuzlaması 'non sum' gibi sistematik
olarak çok şaçma geliyordu.
|

'Neredeyim?'
ve benzeri birçok ilginç yazı Hofstadter ve Dennett'in beraber
derlediği 'The Mind's I' kitabında bulunabilir.

|
Felsefi bazı buluşlar yapmanın zevki, durumumun
umutsuz ve umarsızlığı içine düştüğüm dakikalar ve hatta saatler
boyunca tek yoldaşım oldu. Vücudumun fenemonolojisi olmadan daha
da kötü bir hal alan panik dalgaları ve baş dönmeleri geçirdim.
Kolları titreten adrenalin salgısı yok, kalbimin atışının hızlanması
yok. Bir ara karın boşluğumda bir düşme hissi algılar gibi oldum
ve bu benim bir süre için beni bu duruma düşüren olayların tersini
yaşamaya başladığımı düşünmeme, bir vücuda geri dönüş oldğunu sanmama
yol açtı. Ama bu hissin izolasyonu ve tekliği benim, diğer organları
kesilen insanlarda olduğu gibi, fantom vücut sendromları algılamaya
başladığıma ikna olmamı sağladı.
Ruh halim alt üst olmuştu. Bir tarafta felsefi
buluşumun keyfi ile kendimi iyi hissediyor ve bu buluşumu nasıl
bir dergide yayınlayabileceğimi düşünüyor (ki düşünmek hala yapabildiğim
az sayıda işten biriydi), ama diğer yandan acı ve yanlızlık içinde,
korku ve belirsizlik dolu anlar yaşıyordum. Allahtan bu çok uzun
sürmedi çünkü yaşam destek takımı beni uzun süren, rüyasız bir uykuya
gönderen bir ilaç verdi. Uyandığımda, Brahms'ın en sevdiğim piyano
triolarından birini inanılmaz bir netlikte duyuyordum. Demek bunun
için benden en sevdiğim eserlerin bir listesini istemişlerdi. Kulaklarım
olmadan duyduğumu anlamam çok zaman almadı. Müzik setinin çıkşlarını
bir şekilde beynimin ses bağlantılarına bağlamayı becermişlerdi.
Brahms ile doğrudan bağlantıda olmak her müzik tutkununun yaşamak
isteyeceği inanılmaz bir deneyimdi. Müzik bitince, bir mikrofon
aracılığı ile protez kulağıma konuşan proje yöneticisinin güven
verici sesini duymak beni pek şaşırtmadı. Anlattıkları, neler olduğu
konusunda yaptığım tahminlerin haklı olduğunu anlamamı sağladı.
Ayrıca beni tekrar vücutlandırmak konusunda çalıştıklarını söyledi.
Daha fazla bilgi vermedi ve biraz daha müzik dinledikten sonra kendimi
uykuya dalar buldum. Daha sonra öğrendiğime göre, bir yıla yakın
bir süre uykuda kalmışım. Uyandığımda bütün duyularım yerli yerinde
idi. Ama aynaya baktığımda, tanımadığım bir yüz görmek beni şaşırttı.
Sakallı ve biraz daha kilolu, benim daha önceki yüzüm ile bir akrabalığı
var gibi görünen, aynı zeka dolu bakışlar ve kararlı karaktere sahip
ama kesinlikle farklı bir yüz. Biraz özel bir inceleme benim tamamen
yeni bir vücudum olduğunu anlamamı sağladı ve proje yöneticisi de
bu gözlemimi onayladı. Yeni vücudumun geçmişi hakkında bir bilgi
vermeye pek gönüllü olmadı ve ben de (şimdi çok akıllıca olduğunu
düşündüğüm bir davranış ile) bunu sorgulamadım. Bu durumumun farkında
olmayan bazı filozofların son zamanlarda ileri sürdüğü gibi, yeni
bir vücut insanın benliğini etkilemezdi. Yeni sesime, yeni
kas kuvvetime ve zayıflıklarıma biraz alıştıktan sonra kişiliğim
büyük oranda değişmeden kalmıştı. Cinsiyet değişikliği operasyonlarını
bir yana koyun, büyük estetik operasyonlar geçiren insanlarda bile
daha fazla kişilik değişikliği olurdu ve herhalde böyle bir durumda
kimse bu kişilerin yaşamının bir kesintiye uğradığını düşünmezdi.
Neyse, kısa zamanda yeni vücuduma o kadar alıştım ki onun yeni özellikleri
artık aklıma bile gelmiyordu. Aynadaki yüz kısa zamanda çok tanıdık
oldu. Bu arada bu yüzün de tepesinde antenleri vardı ve beynimin
hala yaşam destek ünitesinde olduğunu öğrenmek beni şaşırtmadı.
Eski dostum Yorick'in bir ziyareti hakettiğini
düşündüm. Ben ve yeni vücudum, ki ona artık Fortinbras diyebiliriz,
beni değil aslında kendilerini kutlayan teknisyenlerin alkışları arasında
o tanıdık laboratura girdik. Bir kez daha kavanozun önünde durdum,
zavallı Yorick'e baktım ve bir kez daha kahramanca çıkış bağlantılarını
kapatan düğmeye bastım. Sıradışı hiçbirşey olmadığındaki şaşkınlığımı
siz tahmin edin. Ne baygınlık, ne baş dönmesi nede başka farkedilebilir
bir değişiklik. Teknisyenlerden biri acele ile düğmeyi açtı ama
ben gene hiçbir değişiklik hissetmedim. Bir açıklama istedim ve
proje yöneticisi istemeye istemeye anlatmaya başladı. Anladığım
kadarı ile daha ilk ameliyetı bile yapmadan benim beynimin bilgi
işlem yapısını ve işlem hızını aynen simüle eden büyük bir bilgisayar
programında beynimin bir kopyasını yaratmışlardı. Ameliyettan sonra,
beni daha Oklahama'ya göndermeye cesaret etmeden önce bu bilgisayar
sistemini Yorick ile yan yana çalıştırmışlardı. Hamlet'ten gelen
tüm sinyalleri aynı anda hem Yorick'e hem de bu bilgisayara gönderilmişti.
Vücuduma, yani Hamlet'e sadece Yorick'ten gelen sinyaller gönderilmiş,
ve nedenini anlamadığım şekilde 'Hubert' adını verdikleri bu bilgisayardan
gelen sinyaller de Yorick'ten gelen sinyallerle karşılaştırılmıştı.
Günlerce hatta haftalarca bu iki sistemin çıktıları aynı idi. Bu
tabii ki tam anlamı ile beyin yapısını kopyalamayı başardıkları
anlamına gelmiyorsa da, bu deneyden çıkan sonuç bu savı büyük ölçüde
destekler görünüyordu.
Hubert'in girdileri ve dolayısı ile de aktivitesi
benim vücutsuz kaldığım günlerde de paralel idi. Şimdi de, bunu
kanıtlamak için, vücudumun (tabii ki Hamlet'in değil, Fortinbras'ın)
kontrolünü Hubert'e vermişlerdi. (Öğrendiğim kadarı ile Hamlet yeraltındaki
mezarından asla çıkamadı ve herhalde şimdi toprak olmuştur. Mezarımın
başucunda hala yanında koca harfler ile Sü-T-Y-Ay yazan kocaman
terkedilmiş bir cihaz var. Gelecek yüzyıllardaki arkeologların,
atalarının ölü gömme ritüelleri hakkında merakla araştıracakları
bir bilmece.)
Laboratuardaki teknisyenler bana ana düğmeyi
gösterdi. Üzerinde Beyin için 'B' (beynimin adının Yorick olduğunu
bilmiyorlardı) ve Hubert için 'H' olan iki konum vardı. Düğme gerçekten
de H konumundaydı ve bana eğer istersem düğmeyi B konumuna alabileceğimi
söylediler. Kalbim ağzımda (ve beynim kavanozda) olduðu halde
bunu yaptım. Hiçbirşey olmadı. Sadece bir tık sesi. Hepsi bu. Dediklerinin
doğru olup olmadığını anlamak için ana düğme B konumunda iken Yorick'in
çıktılarını kapatan düğmeye bastım ve tabii ki bayılmaya başladım.
Yorick'in çıktıları tekrar eski halihe getirilip kendime gelmeye
başladığımda ana düğmeyi bir o tarafa bir bu tarafa çevirerek oynamaya
başladım. Düğmenin tık sesinden başka hiçbirşey duymuyordum. Bir
cümleye başlıyor ve tam ortada düğmeyi çeviriyor ve Yorick'İn kontrolü
altında başladığım cümleyi bir duraklama yada ton değişikliği olmadan
Hubert'in kontrolünde tamamlıyordum. Artık bir yedek bir beynim
vardı. Bir gün Yorick'in başına bir sorun gelirse çok işe yarayabilecek
bir protez. Yada alternatif olarak Yorick'i yedek tutup Hubert'i
kullanabilirdim. Hangisini seçtiğim pek farketmiyordu çünkü vücudumun
bütün yorgunluğu ve yıpranması, ister buna sebep olan isterse de çıktıları boşa giden olsun, her iki beyin üzerinde farklı bir etki yaratımıyordu.
Devamı için
tıklayınız.
|